TÜRK MUTFAĞININ DÜNYADAKİ KONUMU
 

Yazan : AYDIN YILMAZ

Türk mutfağı deyince akla, Türk tarihi gelmelidir, çünkü bir millet kolaylıkla ağız tadını kaybedemez. Binlerce yıldan beri alıştığı yemesinden vazgeçemez. Ayrıca mutfaktaki Türk kadını da tutucudur. Yemek pişirme geleneği de atalarından gelir. Şimdiki gibi görgü ve bilgiyi değiştirebilecek bir çevresi de yoktur. Ancak her milletin mutfağının temelini oluşturan en önemli neden ekonomik ise de kendi örf ve adetlerine bağlı kalmaları ile dünyadaki saygınlıklarını yaşatmaktadırlar. HAYVANCILIK Türklerin tarihin başlangıçlarından beri dayandıkları en önemli ve belki de zaman zaman tek ekonomik temel oluşturmuştur. Türkler Orta Asya'da olsun Anadolu'da olsun, yerleşik hayata geçtikten sonrada hayvancılığı bırakmamışlardır. Aslında hayvancılık, herkesin evinde birkaç ineğinin veya birkaç koyununun bulunması değildir. Daha doğrusu Türklerin hayvancılığı denince hatıra Yaylacılık gelmelidir: Büyükbaş hayvancılık ve koyunculuk sürü ile en az 200 veya 300'den başlar. Türkler gelmeden önce de Anadolu'da hayvancılık veya koyunculuk vardı gibi iddialar bilimsel dayanaktan

yoksundurlar. Yaylacılık Anadolu'ya Türkmen'ler ile birlikte gelmiştir. Can ve mal emniyeti olmayan Anadolu'da o çağlarda kim hayvancılık yapabilirdi? Türkler ise her zaman bir ordu düzeni ile hayvancılık yapmışlardır. Osmanlı devletinin kurucusu Osman Gazi de bir koyuncu idi.

BUĞDAY ise Türk ekonomisinin ikinci temelini oluşturur. Bunu hububat şeklinde ele alırsak daha doğru olur. Çünkü buğday ekmeyen ve bulamayanlar.buğdayın yerine, arpa ve darı ekmişlerdir. Arpa ile darının yetişmesi daha kolaydır. Ayrıca bunlar her iklimde de yetişebilirler. Ancak Oğuzlar gibi güçlü Türk kesimlerinin, ekonomik imkanları bol idi. Bu demektir ki Türklerin mutfakları da bir olmakla birlikte, toplulukların göçleri bakımından ve kullanılan materyallere göre birbirlerinden ayrılabiliyorlardı.

TÜRK MUTFAĞININ DÜNYADAKİ SINIRLARI

En iyisi uzak doğudan Çin'den başlayalım. Kuzey Çin tarih boyunca Türk kültür çevresinin içinde kalmıştır. Bundan dolayı Kuzey Çin'de ekonomik temel olarak hayvancılık ile buğday kültürü vardır. Orta ve Güney Çin ise Pirinç kültürüne dayanır. Bu nedenledir ki bir Kuzey Çin lokantasında, sığır etinden yapılmış bizim etli yemeklerimiz ile mantımızı hatta etli böreklerimizi bulup yiyebilirsiniz. Orta veya Güney Çin lokantasında ise bunların hiçbirisini bulamazsınız. Böyle derin bir ayrılık elbetteki bir rastlantı ile olamazdı. Bu binlerce yıllık bir gelişmenin sonucu idi. Çin 'de bir ata sözü vardır. Kuzey Çinliler ipekten korkarlar. Çünkü köpek pistir ve zarar verebilir. Köpek ise Güney Çinlilerden korkar. Çünkü Güney Çinliler köpeği yerler. Güney Çinliler ise Kuzey Çinlilerin et ve hamurla yapılmış mantılarından korkarlar. Çünkü mantı Güney Çinlilerin karınlarını ağrıtır.

Görülüyor ki her insan topluluğunun organlarının alıştığı bir yemek türü vardır. Bu türden de hiç kimse kolaylıkla vazgeçemez. Aynı durum bugünkü balkanlarda ve arap memleketlerinde de görülür. Türk milletinin varlığını meydana getiren Türk etnik unsurunun her güzel şeyi, kendilerine bağlı olan milletlerce de benimsenmiş ve yayılmıştır. Meseleyi böyle basit ve mantık yoluyla incelemek gereklidir.
 

Türk Mutfağına Sebzenin Girişi
 

Bilakis Patlıcan Türklerin Orta Asya'dan göçe başladığı tarihlerde Türk Mutfağı'na girmiş bugüne kadar, turşusundan, tatlısına yüzlerce çeşidiyle Türk Mutfağı'nın başlıca sebzelerinden biri olup dünyanın çeşitli mutfaklarına da kendisi tan itmiştir.
 

Bununla beraber sıralamaya göre de Lahana, Ebegömeci, Isırgan, Yerelması gibi bir çok sebze bulunmaktadır. Bu sebzelerin yenme uygulaması İran'dan alınmalıdır. Çünkü İran'ın büyük bir çoğunluğu Türk'tür. Bugün ise bu yemeklerin adları Farsçalaştırılmıştır, tabi olarak dolmanın adını DÜLME diye bırakmışlardır, işte gerçek bir durum, bugün dünyanın hiçbir yerinde Türkler kadar sebze çeşidi kullanan bir ülke yoktur. Şu anda ülkemizde yenen sebze çeşitleri
 

Patlıcan 140 çeşit, Lahana 34 çeşit, Kuru ve taze Fasulye 56 çeşit, Salata 98 çeşit
 

Sebzelerin insan sağlığında çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Sindirim organların rahatlamasına, insan ömrünün uzamasına sebep olan zengin vitamin kaynaklarıdır.

Soğan ve sarımsak, özellikle soğan girmemiş Türk yemeği asla düşünülemez. Soğan öncelikle acı, piştiği zaman tatlı olan çok zengin bir lezzet kaynağıdır.
 

Türk Yemekleri Tarımsal ve Hayvansal Ürünlere Dayanır
 

Geniş bir araştırma yaptığımızda, ve de Dünya kültür tarihi incelendiği ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı bütün milletlerin beslenmesinde süt, et, yağ, tahıl vs. gibi malzemelerin büyük bir oranla kullanıldığı görülmektedir.
 

Türkler gerek OrtaAsya' da gerekse Anadolu'ya geldikten sonra geçim kaynaklarını tarım ve hayvancılığa dayamış bir millet olarak görülmektedir. Bu özellikleri doğal olarak beslenmelerini de etkilemiştir. Türk yemekleri malzemeleri açısından bir sınıflamaya tabi tutulduğunda büyük bir kısmının hayvani ürünler olduğu fark edilmektedir. Bu durum Türk yemeklerinin lezzetini olumlu yönden etkilemiştir. Türk sofrasında süt yalnız başına bir besin olduğu kadar, sütten yapılan yağ, peynir, yoğurt, ayran ve sütlü yoğurtlu yemeklerin çeşitliliği insanı şaşırtan bir zenginlik göstermektedir.
 

Aynı durum Türk et yemeklerinde de görülmektedir. Türk kültürünün çeşitli çağ ve çevrelerinde yapılan araştırmalarda atalarımızın özellikle küçük baş hayvancılıktan kaynaklanan bir beslenme şeklini benimsedikleri görülür.
 

Aynı zenginliği bitkisel besinlerdeki zenginliklerde de görmekteyiz. Tahıl yanında sebze ve meyveler yaz kış mutfağımızdan eksik etmediğimiz yiyeceklerdir.